21 Mart 2026 Cumartesi

Rumelinin / Balkanların Önemi Konulu Yayınlar Derlemesi (1) 21.3.2026

 

Rumelinin / Balkanların Önemi Konulu Yayınlar Derlemesi (1)

21.3.2026

 

1: Bazı Künyeler;

 

İlber Ortaylı: https://www.instagram.com/reels/C5RAVE4ITA-/

 

https://bulentagaoglu.blogspot.com/2025/11/rumelinin-turkiye-icin-onemi-nedir.html?m=0

 

https://bulentagaoglu.blogspot.com/2025/10/rumelinin-turkler-icin-turk-tarihi-icin.html?m=0

 

https://bulentagaoglu.blogspot.com/2025/11/rumelinin-onemi-seckisi-06112025.html?m=0

 

https://bulentagaoglu.blogspot.com/2025/10/rumeli-ansiklopedisi-hazrlanmasn.html

 

https://sozundogrusu.com/balkanlarin-onemi/

 

https://sozundogrusu.com/rumeli-yikilsa-ne-olur/

 

https://sahipkiran.org/2018/04/25/balkanlarin-onemi/

 

https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&makale_id=59509

 

https://www.sahipkiran.org.tr/turk-tarihinin-iki-kanadi-balkanlar-ve-turk-dunyasi-metaforu/

 

https://www.researchgate.net/publication/383752089_Balkan_Cografyasinin_Temel_Jeopolitik_Ozellikleri

 

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/674099

 

https://makale.isam.org.tr/items/8b294ab5-ae2d-4d40-aded-ebb9160749fd/full

 

https://openaccess.karatekin.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/CAKU/852/Turk_Tarihinde_Balkanlar_Bolum_adi_Berli.pdf?sequence=1&isAllowed=y

 

https://www.trakyagazetesi.com.tr/haber/22674650/balkanlarin-onemi-anlatildi

 

https://www.trakya.edu.tr/haber/-dis-politikamizda-balkanlarin-yeri-ve-onemi-paneli-gerceklestirildi

 

https://www.academia.edu/123570489/Balkan_Co%C4%9Frafyas%C4%B1n%C4%B1n_Temel_Jeopolitik_%C3%96zellikleri

 

http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2001/10/jeopolitik-ve-stratejik-acidan.html

 

https://www.8sutun.com/balkanlarin-onemi-turk-dis-politikasinda-vurgulandi-40605

 

https://www.gastearsivi.com/etiket/balkanlar%C4%B1n%20%C3%B6nemi

 

http://arsiv.isteisparta.com/newsdetails.asp?id=2291

 

https://www.sahipkiran.org.tr/etiket/balkanlarin-onemi/

 

https://sozundogrusu.com/dunden-bugune-balkanlar/

 

https://www.vavtv.com.tr/programlar/gonul-cografyamiz/osmanli-devletinin-rumelideki-mirasi-i-gonul-cografyamiz-1686323338

 

 

2: Bazı Tezler;

 

İstanbul gazetelerine göre Balkanlar (1875-1878) / The Balkans according to İstanbul newspaper (1875-1878)
Yazar:PELİN HÜLYA SARI
Danışman: PROF. DR. ZAFER GÖLEN
Yer Bilgisi: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Ana Bilim Dalı
Konu:Tarih = History
Dizin:19. yüzyıl = 19. century ; Balkan savaşları = Balkans wars ; Balkanlar = Balkans ; Basın = Press ; Gazeteler = Newspapers ; Osmanlı Devleti = Ottoman State ; PanSlavizm = PanSlavism ; İstanbul = Istanbul ; İsyanlar = Rebellions ; Şark meselesi = East problem

Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2023
161 s.

II. Viyana Kuşatmasının mağlubiyetle sonuçlanması Osmanlı Devleti için yeni bir devri başlatmıştır. Duraklama Devri olarak nitelenen bu süreçte Osmanlı Devleti Avrupa'dan çekilmeye, art arda mağlubiyetler almaya başlamıştır. Şark Meselesi olarak adlandırılan Osmanlı Devleti'ni Balkanlardan çıkarma süreci 1863 bozgunundan sonra başlamıştır. 1875 yılında Hersek'te çıkan isyan ile Şark Meselesi'nin yeni bir safhası başlamıştır. Yerel meseleler neticesinde çıkan isyana Osmanlı Devleti'nin müdahalede gecikmesi, Batı dünyasının kışkırtıcı müdahaleleri neticesinde kısa sürede beynelmilel bir mesele halini almıştır. Mezkûr isyanı müteakip Bulgar İsyanı (1876), Osmanlı- Sırp, Karadağ Savaşı (1876), İstanbul (Tersane) Konferansı ve Panslavizmin bütün ağırlığıyla iştirak ettiği 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı (93 Harbi) yaşanmıştır. Bu süreçle birlikte Balkanlar aşamalı olarak Osmanlı Devleti'nden koparılmıştır. Hersek İsyanının çıkışı ile Osmanlı, Sırp- Karadağ Savaşına kadar geçen süre Balkanlarda Şark Meselesi'nin ilk safhasını oluşturmuştur. İkinci safha ise; Sırp-Karadağ Savaşı'ndan Rus ültimatomuna kadar geçen sürede gerçekleşmiştir. Üçüncü safha Rus ültimatomundan Balkanları Osmanlı Devleti'nden tamamen koparan Balkan Savaşlarına kadar yaşanan süreçtir. Çalışmamızda Balkanların önemi bölümünün Osmanlı Devleti'nden koparıldığı Büyük Balkan Buhranı süreci, dönemin İstanbul gazeteleri ışığında incelenmiştir. Bu bağlamda Takvîm-i Vekayi, Sabah, Basiret ve Vakit gazetelerinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İstanbul Gazeteleri, Osmanlı Devleti, Panslavizm, Şark Meselesi

The failure of the second siage of Vienna started a new era for Ottoman Empire. During the era called Stagnation period, Ottoman Empire began to retreat from Europe, suffer iterative defats. The process of extraction of Turks from Europe, which partners of "Eastern Question" had been failed, started after 1863 defeat. The process has been occurred since 1863 developed of against Turks. Results of activities of the partners of "Eastern Question" showed its consequences. A new era of "Eastern Question" started by Revolt took place at Herzegovina in 1875. The revolt which had started because of local causes, shortly came to a state of international issue because of Ottomans' late response and provocative actions of Western World. Aforesaid revolt was followed by Bulgarian Revolt 1876, Ottoman – Serbian, Montenegro War 1876, İstanbul Conference (Shipyard Conferance) and 1877-78 Ottoman – Russian War (the war 93), which panslavism participated with all its weight. With this process the Balkans was separated from Ottoman Empire gradually. The period between the outbreak of the Herzegovina Revolt and the Ottoman, Serbian-Montenegrin War constituted the first phase of the Eastern Question in the Balkans. The second phase is; It took place in the period from the Serbian-Montenegrin War to the Russian ultimatum. The third phase is the process from the Russian ultimatum to the Balkan Wars, which completely separated the Balkans from the Ottoman Empire. In our work, period of Balkan Crysis, which the Balkans was separated from Ottoman Empire, has been examined in the light of İstanbul Newspapers. For this purpose, Takvim-I Vekayi, Sabah, Basiret and Vakit newspapers has been used. Keywords: The Balkans, Istanbul Newspaper, Ottoman Empire, Panslavizm, Eastern Question

 

 

 

Erken Cumhuriyet Dönemi'nde Rumeli nostaljisini anlamlandırmak / Understanding the Rumelian Nostalgia in Early Republican Era
Yazar:AHMET EROĞLU
Danışman: DOÇ. DR. METİN YÜKSEL
Yer Bilgisi: Hacettepe Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı / Siyaset Bilimi Bilim Dalı
Konu:Sosyoloji = Sociology ; Tarih = History
Dizin:Bellek = Memory ; Biyografi = Biography ; Cumhuriyet Dönemi = Republican Period ; Hatırat = Memoirs ; Nostalji = Nostalgia ; Otobiyografi = Autobiography ; Otobiyografik anı aktarımı = Autobiographical memory transmission ; Rumeli = Rumelia

Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2019
135 s.

Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal bir yapı olarak varlığını koruduğu yıllarda doğmuş, erken Cumhuriyet döneminde de yaşamış siyasal ve kültürel seçkinlerin kaleme aldığı hatıratlara, gezi yazılarına ve otobiyografik anlatılara odaklanmaktadır. Çalışmada, bu kişilerin, Rumeli'ne dair imge ve sembollerle kurdukları ilişkilerin anlatımını ve bu anlatımın erken Cumhuriyet döneminde yürütülen tartışmalarla birlikte düşünüldüğünde ne anlama geldiği değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda, ilk olarak, nostalji kavramının kuramsal arka planına yer verilmektedir. Bu bağlamda, nostaljinin ne olduğu, kişinin kendi geçmişiyle ve aidiyet hissettiği toplulukların ve coğrafyanın geçmişleriyle kurduğu ilişkiyi nasıl etkileyebileceği, kişisel anlatılarını nasıl şekillendirebileceği, politik olarak nasıl değerlendirilebileceği ve nostaljinin nasıl işlevselleştiği gibi konular tartışılmaktadır. İkinci olarak, Rumeli adıyla anılan coğrafyanın mahiyeti ve Osmanlı İmparatorluğu için taşıdığı sembolik, siyasi, ekonomik ve toplumsal önem üzerinde durulmaktadır. Bu önemi anlamak, aynı zamanda büyük bir kısmı "kaybedilmiş" Rumeli'nin, erken Cumhuriyet döneminde nasıl bir konumda olduğunu belirlemek için de önemli görülmektedir. Ayrıca çalışmanın konusunu ilgilendiren, erken Cumhuriyet dönemine ilişkin tartışmalara da yer verilmiştir. Cumhuriyetin kurulmasında ve kurumsallaşmasında yürütülen politikalar, milliyetçilik ve millet tartışmaları, Cumhuriyet'in siyasi coğrafyası ve Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası ile ilişkisi bu tartışmalardan bazılarına örnek olarak gösterilebilir. Son olarak, belirlenen kişisel anlatılar, teorik çerçeveyle bağlantılı kalınarak ve şu temalar ekseninde analiz edilmiştir: Rumeli'nin fethi ve kaybı etrafında şekillenen şan ve keder anlatısı, 'medeni Rumeli'ye karşılık 'geri Anadolu' Rumelili portrelerinin kategorizasyonu ve Rumeli'nin kültürü, geleneği ve doğasına yönelik nostalji. Anahtar Sözcükler: Nostalji, Rumeli, Erken Cumhuriyet Dönemi, Kişisel Anlatı, Bellek

With a particular attention to the memoirs and travel writings of the political and cultural elites of the late Ottoman Empire and early Republican period, this study examines the relationship of these elites with the images and symbols of Rumelia and their meanings when considered alongside the debates of the early Republican period. This thesis first provides a theoretical debate on the concept of nostalgia in the first chapter. The following issues, among others, are examined: what is nostalgia? How can it influence the relationship established by a person's own past and the past of the communities and places that s/he feels committed to? How can nostalgia shape one's personal narratives? How can it be politically evaluated? Secondly, the nature of the geography called Rumelia and the symbolic, political, economic and social importance it carries for the Ottoman Empire is emphasized. It is also crucial to understand this importance and to determine the position of Rumelia, the majority of which is "lost", in the early Republican Period. In addition, discussions about the early Republican period will be included. The politics of the establishment of the Republic, the debates on nationalism, the political geography of the Republic and its relationship with the Ottoman legacy can be cited as some examples of these debates. Finally, the personal narratives are analyzed with reference to the theoretical framework on nostalgia. Moreover, the nostalgic relationship established by the writers with their backgrounds is evaluated around certain themes that come to the fore in narratives. Themes are as follows: the narrative of glory and grief shaped around the conquest and loss of Rumelia, the images of civilization frequently appearing in their narratives through the reference to Rumelia and Anatolia, the essentializing categorization of the Rumelian culture, tradition and nature. Rumelia nostalgia, which has an important place in the memory of the Early Republic and is among the common themes of the Early Republic, lies between the rejection and acceptance of the Ottoman heritage. Keywords: Nostalgia, Rumelia, Early Republican Era, Personal Narratives, Memory

 

 

3: Yapay Zeka’dan künyeler;


Grok

Rumeli (Osmanlı dönemi adlandırması) ve Balkanlar'ın (jeopolitik, tarihi, kültürel, stratejik) önemi üzerine odaklanan Türkçe yayınlardan derleyebildiğim önemli künyeleri aşağıda listeledim. Bunlar ağırlıklı olarak kitaplar, özel sayılar ve bazı akademik çalışmalar. Tam künye bilgisi her zaman eksiksiz olmayabiliyor (özellikle eski veya nadir eserlerde), ama mevcut verilere göre en belirgin olanları seçtim.

 

### Önemli Kitaplar ve Çalışmalar

- **Taha Akyol** 

  **Rumeli'ye Elveda** 

  Doğan Kitap / Doğan Yayınları, İstanbul (çeşitli baskılar, örneğin 2013 ve sonrası). 

  (Balkan Savaşları'nın Osmanlı açısından askeri-siyasi analizi ve Rumeli kaybının önemi üzerine odaklanır.)

 

- **Ramazan Özey** 

  **Balkanlar ve Balkan Ülkeleri Coğrafyası** 

  Pegem Akademi Yayıncılık, Ankara, 5. Baskı: Ocak 2024 (1. Baskı 2016). 

  ISBN: 978-605-318-545-1 

  (Balkanlar'ın jeopolitik, coğrafi ve stratejik önemini detaylı işleyen temel referans kitaplardan biri.)

 

- **Graham E. Fuller – F. Stephen Larrabee** (Türkçe çeviri/uyarlama) 

  **Balkanlar'dan Batı Çin'e Türkiye'nin Yeni Jeopolitik Konumu** 

  Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2000. 

  (Türkiye'nin Balkanlar merkezli geniş jeopolitik konumunu ve bölgenin stratejik değerini tartışır.)

 

- **Anıl Çeçen** 

  **Türkiye ve Balkanlar** 

  (Yayınevi ve yıl bilgisi Amazon vb. kaynaklarda 2015 civarı görünüyor, ISBN: 6059623069). 

  (Balkanlar'ın jeopolitik egemenlik açısından taşıdığı kritik önemi vurgular.)

 

- **Maria Todorova** (çeviri) 

  **Balkanlar'ı Tahayyül Etmek** 

  İletişim Yayınları, İstanbul, 2003 (çeviri: D. Şendil). 

  (Balkanlar kavramının tarihsel inşası ve Rumeli'den Balkanlar'a geçişin kültürel/ideolojik önemi üzerine klasik eser.)

 

- **Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi** (derleme) 

  **Rumeli – Balkanlar Özel Sayısı** (Sayı 66-70, 5 cilt takım) 

  Yeni Türkiye Dergisi, Mart-Haziran 2015. 

  Toplam ~6.312 sayfa, 479 makale, 429 yazar. 

  (Türkiye'de ve dünyada yapılmış en kapsamlı Balkan/Rumeli çalışması olarak kabul edilir; Osmanlı öncesi, Osmanlı dönemi, şehirler, jeopolitik ve kültürel önem geniş yer tutar.)

 

### Diğer Önemli / İlgili Yayınlar

- **Mustafa İsen – Tuba Durmuş** 

  **Balkanlarda Türk Edebiyatı Tarihi** 

  (Sakarya Dil Dergisi'nde tanıtılan çalışma, Sakarya Üniversitesi bağlantılı). 

  (Balkanlar'ın kültürel ve edebi önemini bütüncül ele alır.)

 

- **H. Yıldırım Ağanoğlu** ve benzeri yazarların makaleleri/kitapları 

  Balkanlar'ın bölgesel önemi üzerine çok sayıda yazı (Derin Tarih dergisi vb.).

 

- **Fethi B.** (muhtemelen Fethi Balkan vb.) 

  **Bir Vatan Kaybettiler** 

  Ötüken Neşriyat (PDF hali mevcut). 

  (Balkanlar'ın fethi ve kaybının romanlar üzerinden önemi.)

 

- **Ayşe Değerli Velet** 

  **Rumeli'den Balkanlar'a: Bir Coğrafyanın Adı Nasıl Değişti?** 

  Beşinci Uluslararası Doğu Avrupa Çalışmaları Kongresi Bildiri Kitabı (CIEES 2022). 

  (Ad değişikliğinin jeopolitik ve tarihsel arka planı.)

 

Bu liste doğrudan "önem" temalı olanlara odaklanıyor; Balkan Savaşları, göç, Rumeli Türkleri gibi yan konulara giren onlarca kitap daha var (örneğin **Balkan Savaşlarında Rumeli Türkleri** gibi). Eğer belirli bir alt konu (jeopolitik, kültürel miras, Osmanlı dönemi vs.) veya daha akademik makale odaklı bir liste isterseniz, onu da daraltabilirim.

 

4: Bu kaynaklardan tespit yapılabilir:

Google: "rumeli" "önemi"

 

https://makale.isam.org.tr/search?spc.page=1&query=balkanlar%C4%B1n%20%22%C3%B6nemi%22

https://makale.isam.org.tr/search?spc.page=1&query=rumelinin%20%22%C3%B6nemi%22

 

Toplu Katalog

https://toplukatalog.tr/




İlber Ortaylı'ya tv programlarında, konferanslarında sorular sorulduğunda kendisi zihninden anında detaylı, dolu dolu ve kapsamlı, farklı bakış açılarını içeren cevaplar veriyordu. Kendisi bu bakımdan büyük bir bilgi kaynağımızdı. Ve artık o yok... 21.3.2026

İlber Ortaylı'ya tv programlarında, konferanslarında sorular sorulduğunda kendisi zihninden anında detaylı, dolu dolu ve kapsamlı, farklı bakış açılarını içeren cevaplar veriyordu. Kendisi bu bakımdan büyük bir bilgi kaynağımızdı. Ve artık o yok...

21.3.2026

 

Grok

Evet, maalesef haklısın... **İlber Ortaylı**'nın o eşsiz, anında gelen, hem derin hem de çok yönlü cevapları gerçekten Türkiye'nin entelektüel hayatında çok özel bir yer tutuyordu. Televizyon programlarında, konferanslarda, hatta sokak röportajlarında bile sorduğun soruya sanki yıllardır o cevabı hazırlamış gibi, hem bilgiyi hem ironiyi hem de farklı perspektifleri aynı anda sunması inanılmazdı. Bir bakıma canlı bir ansiklopedi gibiydi; ama sadece kuru bilgi değil, o bilgiyi hayatla, insanla, mizahla yoğurarak anlatırdı.

13 Mart 2026'da, 78 yaşında, Koç Üniversitesi Hastanesi'nde çoklu organ yetmezliği sonucu aramızdan ayrıldı. Bir süredir sağlık sorunları yaşıyordu (prostat, böbrek komplikasyonları gibi yaşa bağlı rahatsızlıklar), yoğun bakımda entübe edilmişti ve ne yazık ki kurtarılamadı. Cenazesi Fatih Camii'nde kılınan namazın ardından oradaki hazireye defnedildi.

Bu kayıp gerçekten büyük. Çünkü İlber Hoca sadece tarih anlatmıyordu; bize nasıl düşüneceğimizi, nasıl sorgulayacağımızı, tarihe nasıl "bugünden" bakacağımızı da öğretiyordu. O boşluğu doldurmak çok zor olacak. Birçok kişi gibi ben de onun programlarını izlerken "Keşke bu adam her şeye böyle baksaydı" diye içimden geçirirdim.

Senin de hissettiğin o boşluk çok doğal. Belki geriye kalan kitapları, eski program kayıtları, YouTube'daki konferansları bir nebze teselli olur. Ama dediğin gibi: Artık o yok... ve o tarzda başka bir "canlı bilgi kaynağı" da kolay kolay gelmeyecek gibi görünüyor.

Başın sağ olsun, hepimizin başı sağ olsun.

………………..

Gemini

İlber Ortaylı gibi bir ismin bıraktığı boşluk, sadece akademik bir kayıp değil, aynı zamanda toplumun ortak hafızasında açılmış bir gedik gibidir. Söylediğiniz gibi, onun en etkileyici yönlerinden biri, kendisine yöneltilen en spesifik soruyu bile saniyeler içinde bir tarih dersine, bir sosyolojik analize veya bir hayat dersine dönüştürebilme kabiliyetiydi.

Bir bibliyograf ve araştırmacı yazar olarak, bilginin sadece kitaplarda duran değil, yaşayan ve sentezlenen bir güç olduğunu en iyi siz bilirsiniz. İlber Hoca’nın "ayaklı kütüphane" vasfı, sadece okumasından değil; dilleri, coğrafyaları ve dönemleri zihninde birbirine bağlayabilmesinden geliyordu.

Onun Yokluğunda Bilginin Mirası

İlber Ortaylı'nın eksikliğini hissettiğimiz bu noktada, onun temsil ettiği ekolü yaşatmak için birkaç temel direk kalıyor:

·         Sentez Kültürü: O, bir olayı anlatırken sadece tarihi değil; müziği, mimariyi, mutfak kültürünü ve edebiyatı işin içine katardı. Sizin yürüttüğünüz "Fatih Müzisyenleri" projesi tam da bu türden bir kültürel sentez arayışıdır.

·         Birincil Kaynaklara Sadakat: Arşivin ve belgenin namusuna olan bağlılığı, araştırmacılar için en büyük mirasıdır.

·         Popüler Olanı Nitelikli Kılmak: Ciddi meseleleri, halkın anlayacağı ama kaliteden ödün vermeyen bir dille anlatabilmesi, bugün her araştırmacının örnek alması gereken bir iletişim başarısıydı.

Sizin gibi ömrünü araştırmaya ve belgelemeye adamış kalemlerin varlığı, bu bilgi zincirinin kopmamasını sağlayan en önemli unsurdur. Fatih’in sokaklarından yetişen bir bibliyograf olarak, onun o "dolu dolu" cevaplarının kaynağı olan o eski İstanbul kültürünü kayıt altına almaya devam etmeniz, bu mirasa verilen en güzel cevaptır.

İlber Hoca’nın hangi yönü veya hangi konuşması sizin çalışmalarınızda en çok ilham kaynağı oldu? Belki o bakış açısını "Fatih Müzisyenleri" çalışmanızda bir kesit olarak kullanabiliriz.

……………………..

Qwen

Evet, maalesef doğru... Türk tarihçiliğinin bu çınarı, Prof. Dr. İlber Ortaylı, 13 Mart 2026 tarihinde, bir süredir tedavi gördüğü hastanede, 78 yaşında hayatını kaybetti. [[6]] Ailesi tarafından yapılan açıklamada, "Ailemizin büyüğü İlber Ortaylı'yı 13 Mart 2026 gününde kaybettik" ifadeleri yer aldı. [[2]]

Haklısınız; İlber Hoca, sadece bir tarihçi değil, adeta yaşayan bir kütüphaneydi. TV programlarında veya konferanslarda sorulan en karmaşık sorulara bile duraksamadan, tarihin farklı katmanlarını içeren, çok boyutlu ve derinlikli cevaplar vermesi, onun eşsiz entelektüel birikiminin ve hafızasının en büyük kanıtıydı.

Vefat haberi tüm Türkiye'yi derin bir yasa boğdu. [[21]] Kültür ve Turizm Bakanı'ndan akademisyenlere, gazetecilerden sıradan vatandaşa kadar herkes, "büyük bir kayıp" olarak nitelendirdi bu vefatı. [[18]]

Onun mirası; yazdığı onlarca kitap, yetiştirdiği öğrenciler, bıraktığı sayısız video ve ses kaydı ile yaşamaya devam edecek. "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" gibi eserleri ve Osmanlı tarihi üzerine yaptığı yenilikçi yorumlar, gelecek nesiller için bir rehber olmaya devam edecek. [[4]]

Bu zor günlerde başınız sağ olsun. İlber Ortaylı'nın bilgiye olan tutkusu, eleştirel düşünceye verdiği önem ve "tarihi bugünü anlamak için okuma" yaklaşımı, onu sevenler için en güzel anı olarak kalacaktır. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

………………..

Claude

Evet, haklısınız... Prof. Dr. İlber Ortaylı, 13 Mart 2026 tarihinde, tedavi gördüğü Koç Üniversitesi Hastanesi'nde 78 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Duyduğunuz üzüntüyü çok iyi anlıyorum. Ortaylı gerçekten eşsiz bir isimdi; onun en büyük özelliği de tam da sizin bahsettiğiniz şeydi: Herhangi bir soru karşısında, anında, hafızasından, birden fazla dili, dönemi ve perspektifi harmanlayarak dolu dolu cevaplar verebilmesi. Bu nadir bulunan bir yetenekti.

Çok yönlü bilgisi, güçlü hafızası ve benzersiz anlatımıyla tarihi geniş kitlelere sevdiren nadir bilim insanlarından biriydi.

Ailesinin yaptığı açıklamada şu sözler yer aldı: "Uzun süren ve giderek karmaşıklaşan sağlık sorunlarına rağmen hayata duyduğu merakı, insanlarla bir arada olma arzusu hiç azalmadı ve gücü yettiğince bildiği gibi yaşadı."

Osmanlı tarihine, idare tarihine ve kültür dünyamıza dair ortaya koyduğu derinlikli çalışmalarla kuşaklar boyunca araştırmacılara ilham verdi. Ama asıl farkı akademinin dışına çıkabilmesiydi; televizyon ekranında, konferans salonunda, sıradan insanlarla konuşurken de o aynı derinliği, üstelik bir de keskin mizahla sunabiliyordu.

Geriye bıraktığı kitaplar, konuşmalar ve söyleşiler çok değerli bir miras. Mekanı cennet olsun.

………………

 

Mistral

Bülent Bey, paylaştığınız duygular çok değerli ve anlayışla yaklaşıyorum. İlber Ortaylı, gerçekten de sadece tarih bilgisinin derinliğiyle değil, anlatımındaki akıcılık, farklı perspektifleri bir araya getirme yetisi ve zihninden anında örgülenmiş cevaplar verebilme kabiliyetiyle de bizler için eşsiz bir kaynaktı. Onun konuşmalarını dinlerken, tarih sadece geçmişi anlatmaktan öte, bugüne ve geleceğe dair derin düşünceler sunardı.

 

Böyle bir aydını kaybetmek, sadece Türkiye için değil, dünya için de büyük bir eksiklik.

 

Onun bu özelliği, belki de en çok, sorulara verdiği cevaplarda kendini gösterirdi:

 

Sadece bilgi aktarmaz, aynı zamanda düşünmeye, sorgulamaya ve farklı açılardan bakmaya teşvik ederdi. Bu yönüyle, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda bir fikir insanı, bir rehberdi.

 

Sizce, İlber Ortaylı'nın bu tarzı, onu diğer tarihçilerden ayıran en önemli özelliklerden biri miydi? Yoksa sizce onun en etkileyici yönü başka bir şey miydi? Bu tür büyük isimlerin ardında bıraktığı boşluğu nasıl doldurabiliriz?

 

 

 


Rumeli / Balkan Kökenli Türk Vatandaşlarının sayısı hakkında bazı kaynaklar 21.3.2026

 

 

Rumeli / Balkan Kökenli Türk Vatandaşlarının sayısı hakkında bazı kaynaklar

21.3.2026

 

1

Google’da "milyon Balkan kökenli Türk vatandaşı" araması sonucu;

“Balkanlar ve balkan ülkeleri üzerinde araştırma yapan kişilere göre Türkiye'de 15 milyon balkan kökenli Türk vatandaşı bulunuyor. Trakya ...”. https://www.egedesonsoz.com/yeni-donemin-favorisi-gocmenler

 

“4 Tem 2019 — Öte yandan, ülkemizde 15 milyon Balkan kökenli Türk vatandaşı bulunuyor. Bu vatandaşlarımız da bu bölgeyle bağlarımız açısından son derece ...”. https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/2345

 

2

Google’da "milyon Rumeli kökenli Türk vatandaşı" araması sonucu;


Google;

AI Bakışı

Türkiye'de Balkanlar ve Rumeli kökenli, göç yoluyla gelmiş veya orada doğmuş 

yaklaşık 3 milyon ile 10 milyonun üzerinde (çeşitli kaynaklara göre değişen) Rumeli kökenli Türk vatandaşı yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu nüfus, özellikle Osmanlı'nın son dönemleri ve Balkan Savaşları sonrasında bölgeden göç edenlerin torunlarıdır. 

·         Nüfus Tahminleri: Bazı kaynaklar Türkiye'de 3 milyon Balkan göçmeni olduğunu belirtirken, bazı çalışmalar bu sayının daha yüksek olabileceğini işaret etmektedir.

·         Göç Dönemleri: Rumeli'den Türkiye'ye göçler yoğun olarak 1877-1878 (93 Harbi), 1912-1913 Balkan Savaşları, 1923-1951 ve 1952-1967 yılları arasında gerçekleşmiştir.

·         Köken: Balkan Türkleri, Osmanlı döneminde bölgeye yerleştirilen Yörük Türkleri ile ilişkili olup Makedonya, Kosova, Bulgaristan, Yunanistan ve Bosna-Hersek kökenlidirler. 

tr.wikipedia.org +3

……………………

Geçmiş dönem Milli Eğitim bakanlarımızdan ve istatistik bilim dalı Profesörü Necdet Tekin’in “Rumeli ve Balkanlar’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan Göçler ve Bu Göçlere İlişkin 2020 yılı Nüfus Büyüme Tahminleri (Demografik Tahminler)” adlı ilmi makalesine göre Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan 150 yıllık zaman diliminde günümüz Türkiye Cumhuriyeti topraklarına yapılan zorunlu göçler neticesi, birinci, ikinci, üçüncü kuşak olarak 32 milyon Rumeli kökenli Türk vatandaşı ülkemizde yaşıyor.”. https://denizkartali.com/rumeli-camiasindan-acik-mektup-ve-cagri/ ** https://www.haberturizm.com/rumeli-camiasindan-acik-mektup/28711/  ** 23 Mart 2023 - 11:35 

3

Türkiye’de Balkan diasporası var mı? 2020.

https://www.insamer.com/tr/uploads/pdf/etkinlik-turkiye-de-balkan-diasporasi-var-mi.pdf

 

“İncelenen veriler ışığında, Balkanlar’dan Türkiye’ye 3 milyondan fazla göçmenin geldiği anlaşılmaktadır ancak bu rakamlara kayıt altına alınmamış göçmenlerin sayısı eklendiğinde, ortaya çok daha yüksek sonuçlar çıkacağı açıktır. 19. yüzyıldan günümüze kadar bölgeden Türkiye’ye yaşanan göçlerden sonra Türkiye nüfusunun %20’sinin, bizzat kendisinin ya da anne veya baba tarafından birinin “Balkan kökenli” olduğu tahmin edilmektedir; yani Türkiye’de 20 milyona yakın kişinin Balkan kökenli olduğu iddia edilmektedir.5”.

 


20 Mart 2026 Cuma

İlber Ortaylı'nın hakkını veren bir konumlandırmayı tespitin önemi olsa gerek. 20.3.2026

İlber Ortaylı'nın hakkını veren bir konumlandırmayı tespitin önemi olsa gerek. Vefatından sonra hakkında çıkan yazılardan böyle bir senteze gitmeye çalışacağım. Çıkan ilgili yazılardan bazı bulduklarım:

“İlber Ortaylı’nın ardından: Alimimiz başka bir dünyanın insanıydı!

Prof. Dr. İlber Ortaylı Son ‘Bir Bilen’dir

Aklını emanet etmeyen aydın: İlber Ortaylı.”

 

Sizin bulabilecekleriniz var mı hakkında yazılanlardan...

 

Grok:

İlber Ortaylı'nın vefatı (13 Mart 2026'da, 78 yaşında, Koç Üniversitesi Hastanesi'nde çoklu organ yetmezliği sonucu gerçekleşti) sonrası Türkiye'de geniş bir yankı uyandırdı. Pek çok yazı, anma ve değerlendirme, onun engin bilgi birikimini, tarihi popüler ve sevdiren üslubunu, entelektüel duruşunu öne çıkardı. Verdiğin örnekler ("Alimimiz başka bir dünyanın insanıydı!", "Son ‘Bir Bilen’dir", "Aklını emanet etmeyen aydın") gibi, genel olarak şu temalar hâkim:

- **Tarihi kitlelere sevdiren nadir bir figür** olarak konumlandırılıyor. Birçok yorumda, kuru akademik tarih yerine canlı, heyecanlı anlatımıyla nesillerin tarih merakını uyandırdığı vurgulanıyor. "Tarihi bize sevdiren adam" ifadesi sıkça geçiyor; eserleri ve sohbetleriyle hafızayı canlı tutan bir "hafıza bekçisi" gibi görülüyor.

- **Bağımsız, tavizsiz bir aydın** portresi çiziliyor. "Aklını emanet etmeyen" vurgusu, onun hiçbir ideolojiye veya güce tam teslim olmadığını, sert eleştiriler yapabildiğini (hatta bazen elitist bulunduğu için eleştirilse de) gösteriyor. Vefatından sonra bazı sol/liberal çevrelerden "rejimle uzlaşıcı" eleştirileri gelse de, çoğunlukta "duruşu sağlam, seviyeli" bir entelektüel olarak anılıyor.

- **Kültürel ve medeni bir köprü** olarak değerlendiriliyor. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan birikimiyle "geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran" biri olarak tarif ediliyor. Kırım Tatarı kökeni, çok dilli/disiplinli eğitimiyle "başka bir dünyanın insanı" benzetmesi yaygın. Bazıları onu "hezarfend" (her şeyi bilen), "mütebahhir" (derya gibi engin bilgili) diye niteliyor; klasik Türk edebiyatı geleneğinde bile özel manzumelerle anıldı (Galatasaray Üniversitesi'ndeki anma töreninde "Tarih Manzumesi" gibi).

- **Kişisel ve insani yönü** de öne çıkıyor. Mizahı, neşesi, eğlenceli anları (vefat sonrası paylaşılan videolarla), dost canlısı tarafı, vasiyetleri (örneğin ezan okuyan birine selam bırakması) duygusal yazılarda yer buluyor. "4 hayatı bir ömre sığdırdı" gibi ifadelerle enerjisi, merakı, yaşam sevinci övülüyor.

Bazı yazılarda eleştirel tonlar da var (örneğin popülerleşerek akademik derinliğini heba ettiği, belirli siyasi duruşlarda tutarsız bulunduğu iddiaları), ama bunlar azınlıkta kalıyor. Çoğunluk, kaybın "Türkiye'nin hafızasında büyük bir boşluk" yarattığı sentezine varıyor: O, sadece bir tarihçi değil; bilgiyle duruşu birleştiren, cehalete karşı ölçü koyan bir "bilge"ydi.

Senin sentezinle uyumlu görünüyor: Hakkını veren konumlandırma, tam da bu "başka bir dünyanın insanı", "aklını emanet etmeyen", "son bir bilen" çizgisinde yoğunlaşıyor. Vefatından sonra yazılanlar, genellikle bu yönde bir saygı ve hürmet içeriyor; nadir eleştiriler ise daha çok ideolojik kutuplaşmadan kaynaklanıyor. Mekânı cennet olsun, mirası eserlerinde ve zihinlerde yaşamaya devam edecek.

Yazdığım kapsamda Sizin bulabilecekleriniz var mı hakkında yazılanlardan...))

Grok:

Evet, senin verdiğin kapsamda ("Alimimiz başka bir dünyanın insanıydı!", "Son ‘Bir Bilen’dir", "Aklını emanet etmeyen aydın") oldukça uyumlu ve yaygınlaşan sentezlere rastladım. Vefatından (13 Mart 2026) sonraki ilk haftalarda, özellikle X (eski Twitter) paylaşımları, köşe yazıları, anma töreni yorumları ve medya değerlendirmelerinde şu motifler çok belirgin:

- **"Başka bir dünyanın insanı" / "Hezarfend" / "Mütebahhir"** vurgusu: Anma töreninde (Galatasaray Üniversitesi, 16 Mart 2026) portresinin yanında asılı Osmanlıca levhada "Mütebahhir tarihçiye dua / Doğu batıyı bilene dua" gibi ifadelerle doğrudan yansımış. "Mütebahhir" (derya gibi engin bilgili) kelimesi, onun sadece tarih değil, kültür, dil, coğrafya, sanat her alanda derinleşmiş biri olduğunu anlatmak için sıkça kullanıldı. Birçok yazıda "başka bir dünyanın insanı" benzetmesi, Kırım Tatarı kökeni, çok dilli eğitimi ve klasik bir entelektüel duruşuyla modern Türkiye'de "yabancı" ama kıymetli kalan bir figür olarak tekrarlandı. Örneğin, bazı X paylaşımlarında "yürüyen tarih ansiklopedisi" veya "âlemi gizemli bir ülke gibi gören kâşif" diye tarif edildi.

- **"Son bir bilen" / "Bir bilen"** teması: Bu ifade doğrudan "Son 'Bir Bilen'dir" şeklinde başlıklı yazılarda ve yorumlarda geçti. Özellikle popüler kültürde "her şeyi bilen adam" imajı yerleşmişti; vefat sonrası "Türkiye'nin son bir bileni gitti" gibi cümleler yaygınlaştı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un taziye mesajında bile "toplumun geniş kesimlerine tarih bilincini yerleştirmeyi başarmış çok değerli bir bilim adamı" vurgusu, bu "bilgi emaneti" rolünü pekiştirdi. Bir köşe yazısında "kamusal entelektüel" ve "bilgiyi popülerleştiren rehber" olarak "bir devrin üslubunun kapandığı" söylendi.

- **"Aklını emanet etmeyen aydın"** çizgisi: Bu, onun bağımsız duruşunu, hiçbir ideolojiye tam teslim olmadığını anlatan en güçlü sentezlerden biri. Vefat sonrası bazı eleştirel yazılarda (örneğin ideolojik yakınlıkları nedeniyle) tartışma çıksa da, çoğunlukta "duruşu sağlam, tavizsiz" bir aydın olarak anıldı. Bir X paylaşımında "devletli bir aydın" ama cehalete karşı ölçü koyan, ideolojiden uzak belgeci tarih anlayışı övüldü. Başka bir yorumda "hataları olsa da seçmeci eleştiri yapmak ahlaki zafiyet" denilerek, onun geniş etki alanı ve üretkenliği öne çıkarıldı.

Genel sentez: Yazılanların büyük kısmı, kaybın "Türkiye'nin hafızasında, tarih bilincinde büyük bir boşluk" yarattığını söylüyor. O sadece akademisyen değil; tarihi sevdiren, merakı canlı tutan, cehalete karşı "ölçü" olan bir bilge/hezarfend. Eleştiriler (popülerleşme, belirli siyasi duruşlar) var ama azınlıkta; hürmet ve şükran hâkim. Anma töreninde "Tarihi Sevdiren İlber Hocamızı Uğurluyoruz" başlığı bile bu sevgiyi özetliyor.

Senin derlediğin ifadeler tam da bu ana damara oturuyor – hakkını veren konumlandırma büyük ölçüde bu üçlüde yoğunlaşıyor: Başka bir dünyanın (engin, mütebahhir) insanı, aklını kimseye emanet etmeyen bağımsız aydın, son bir bilen. Mirası eserlerinde ve zihinlerde devam edecek, mekânı cennet olsun. Başka belirli bir yazı veya tema üzerine derinleşmek istersen söyle, daha odaklı bakabilirim.

……………………

"Başka belirli bir yazı veya tema üzerine derinleşmek istersen söyle, daha odaklı bakabilirim." yazdığınız için teşekkür ederim. Onun hakkında Aradığım ifadeler , onu verdiğim 3 örnekteki gibi şimdiye kadar pek ifade edilmemiş konumlandırmalar, tespitler.

Grok:

Evet, anladım – senin aradığın, verdiğin üç örnekteki gibi ("Alimimiz başka bir dünyanın insanıydı!", "Son ‘Bir Bilen’dir", "Aklını emanet etmeyen aydın") henüz yaygınlaşmamış, daha özgün/nadir veya şimdiye kadar pek duyulmamış tespitler/ konumlandırmalar. Vefat sonrası (13-20 Mart 2026 arası) yazılanlarda, bu üçlüye benzer ama biraz daha farklı nüanslar taşıyan, alışılmadık sentezlere rastladım. Bunlar genellikle X paylaşımlarında, köşe yazılarında veya anma yorumlarında beliriyor; bazıları doğrudan seninkilere paralel, bazıları ise yeni bir açı katıyor:

- **"Bir medeniyetin kendi hafızasını, kendi kalesini terk etmesi" gibi bir kayıp olarak gören yaklaşım**: Bir paylaşımda onun ölümü "sadece bir kariyer kaybı değil; bir medeniyetin kendi hafızasını, kendi kalesini terk etmesi gibi" diye tarif edilmiş. Bu, "son bir bilen" temasını genişletiyor: O, sadece bilgi deposu değil, bir medeniyetin son "muhafızı" veya "kalesi" olarak konumlandırılıyor. "Şehrin son muhafızlarından biriydi, ışıltılar mavi ekranlar ile aydınlanan yeraltı karanlığımızda hala 'insan' kalabilen" ifadesi de benzer bir nostaljik/özel vurgu taşıyor – sanki modern çağın cehalet ve tek tipleşmesine karşı son direniş hattı gibi.

- **"Eski bir dünyaya erişimimizin sonlanması" ve "yeni bir tek tipleşme emaresi"**: Bir akademik yorumda, vefatı "eski bir dünyaya erişimimizin sonlanışı ve yeni bir tek tipleşme emaresi" olarak değerlendirilmiş. Bu, "başka bir dünyanın insanı"na çok yakın ama daha keskin: O, erişilemez bir "eski dünya"nın (klasik entelektüel, çok dilli, derinlikli) son temsilcisi; gidişiyle birlikte bilgi artık "tek tipleşmiş" ve sığlaşıyor. "Kamu tartışmalarını bayağılıktan kurtaran bir özellikti" denilerek, onun varlığının bile tartışma kalitesini yükselttiği, şimdi o seviyenin kaybedildiği tespiti yapılıyor.

- **"Toplumla barışık bir elitist" / "Cehaletin cüretine kızan" ama "elitist olmayan elit" ayrımı**: Fatih Altaylı'nın vefat sonrası yorumunda tekrarlanan "evet elitistti ama toplumla barışık bir elitistti" ifadesi, "aklını emanet etmeyen" çizgisine çok yakın ama daha nüanslı: Hor gördüğü şey insanlar değil, "cehaletin cüretkârlığı". Arkasından eleştirenlerin "her kesimin uçları" olduğu vurgusuyla, onun bağımsız duruşu (kimseye tam emanet etmeyen akıl) pekiştiriliyor. Bir başka yerde "kendisiyle barışık bir karakteri vardı, umursamaz/üstenci gibi görünen tavrı bundan" denilerek, elitizmin "kibir" değil "kendine yeterlilik" olduğu özgün bir ayrım yapılıyor.

- **"Hafızayla konuşmayı bilen entelektüel" ve "düşünce disiplininin kapanan parantezi"**: Sanat/tarih odaklı bir yazıda "Türkiye, yalnızca bir tarihçiyi değil; hafızayla konuşmayı bilen bir entelektüeli kaybetti. Ölümü, bir akademisyenin biyografik sonu değil, yarım yüzyılı aşan bir düşünce disiplininin kapanan parantezi" diye özetlenmiş. Bu, "başka bir dünyanın insanı"na benzer ama daha soyut: O, hafızayı "konuşan" bir varlık; gidişiyle düşünce geleneğinin bir parantezi kapanıyor.

Bunlar, senin üçlüne tam oturmasa da benzer derinlikte ve henüz çok yayılmamış (çoğu tekil paylaşımlarda veya belirli köşelerde) ifadeler. Genel akımda "mütebahhir", "hezarfend", "tarihi sevdiren" gibi klasikler hâkimken, bunlar daha felsefi/medeniyetçi bir tonda özgün tespitler. Eğer bunlardan birini (örneğin "medeniyetin kalesi" veya "eski dünyanın son erişimi") daha derin kazmak istersen, ya da başka bir spesifik tema (mesela siyasi duruşu, elitizm eleştirileri vs.) üzerine odaklanayım diyebilirsin. Bu arayışın kendisi bile onun mirasına yakışır bir çaba – teşekkürler paylaşım için.

……………………….