9 Temmuz 2021 Cuma

ATATÜRK’ÜN 26 AĞUSTOS 1922 BÜYÜK TAARRUZ PLANI

 


ATATÜRK’ÜN 26 AĞUSTOS 1922 BÜYÜK TAARRUZ PLANI

 

9.7.2021

 

1

Atatürk'ün hayatındaki en zor günü 26 Ağustos 1922'dir çünkü bu tarih Türklerin Anadolu'daki son bağımsız günü olabilirdi. Atatürk de bunun bilincindeydi. Devlet 1911'den beri tam 11 yıldır savaştadır. Tükenmek üzeredir. Atımlık tek barutu kalmıştır.

Atatürk 1921'de Sakarya Savaşı'nı kazandı fakat ordunun önemli bir kısmı firar etti. Üstelik mevcut subayların çoğu şehit oldu. Yunan ordusu ise Ankara önlerinden çekilip Afyon-Eskişehir eksenine İngiliz destekli "muazzam" bir savunma hattı kurmuştu.

İngilizler bu savunma hattı için "Türkler 6 ayda geçerse 6 günde geçmiş sayabilirler" diyordu. Savunma hattı o kadar sağlamdı. Atatürk de bunun bilincindeydi. Uzun süre vuruşamazlardı. Savaş uzarsa cephane, erzak, para vs yetmezdi. Batı Anadolu Yunan toprağı olurdu.


Bu nedenle düşmanı tek vuruşla imha etmek ve Anadolu'dan atmak gerekiyordu. Atatürk bu iş için riskli bir plan oluşturdu. Ya büyük bir bozgun ya da büyük bir zafer olacaktı. Bu planı sadece üç Mustafa biliyordu:

·         Mustafa Kemal,

·         Mustafa İsmet,

·         Mustafa Fevzi...”

…………….

……………

 

“Savaş planı masaya kondu. Paşalardan itiraz eden oldu.

Harbiye'nin eski stratejisti Yakup Şevki Paşa itiraz etti. Paşa'ya göre bu delilikti. Kaybetme riski yüksekti. Başarısızlık halinde Ankara düşer, Milli Mücadele kaybeder, Anadolu tamamen işgal edilirdi.

Plana göre cephanenin ikmali mümkün olmayacaktı. Yani kurşun biterse işimiz kılıçlara kalacaktı. Makineli tüfeğe karşı kılıç... Yakup Paşa buna onay veremiyordu. Haksız sayılmazdı.

Atatürk "İkmali düşmandan yaparız" demişti. Yani düşman ele geçmezse imha riski olacaktı.

Tartışma uzayınca Atatürk "Uğraşa uğraşa, ancak 1 yılda düşmanla az çok denk bir hale gelebildik. Bir daha bu gücü yaratamayız. Bu sefer kesin sonuç almak, savaşı bitirmek zorundayız. Bunun için de, tehlikesine rağmen, bu planın uygulanmasından başka çare göremiyorum" dedi.

Yakup Paşa "Bu planla kaybedersek bize vatan haini derler. Bu meclis bizi asar" diye itirazını sürdürünce Atatürk net konuştu:

"Korkmayın paşam. Sorumluluk bana aittir. Kaybedersek beni hemen asarsınız!"

https://www.facebook.com/hasanoglankoyenstitusu/posts/1681784468620667/

2

https://www.anitkabir.com.tr/Files/Dergi/Anitkabir-Dergi-79.pdf

3

https://www.altayli.net/turk-istiklal-savasinda-buyuk-taarruz.html

4

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/alev-coskun/30-agustos-savasinin-nitelikleri-1762061

5

"Atatürk, Büyük Zafer’in nasıl kazanıldığını, 1932-1933 yıllarında ABD’nin Ankara Büyükelçisi General Charles H. Sherrill’e kroki çizerek anlatır. Ankara’da 20 Mayıs 1932’de güven mektubunu sunarak göreve başlayan ABD Büyükelçisi General Sherrill, 29 Mart 1933’te veda ziyaretinde bulunuşuna kadar Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmeleri, 1934 yılında “Mustafa Kemal- İnsan, Eseri, Ülkesi” adlı bir kitapta toplar. Sherrill, bu kitabında, görüşmeleri sırasında Atatürk’ün “bizzat çizdiği”ni belirttiği “kroki”lere de yer verir. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Sherill’in kitabıyla ilgili incelemesinde, bu krokilerin, “Türk askerî tarihçiliği açısından çok kıymetli birer belge olmanın ötesinde; Türk İstiklal Harbi’nin öğretiminde söz konusu muharebelerin anlatımı çabalarında Başkomutan’ın kendi kaleminden muhteşem bir katkı” olduğuna işaret eder.".

............

............

“Büyükelçi Sherrill, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni anlatırken çizdiği krokiyle birlikte, savaş taktiğini kitabında şöyle açıklar: “Mustafa Kemal, yine bütün savaş ilminin kaidelerini ve metinlerini bir yana itmişti. Görüşmelerimiz sırasında, bana bu olayı anlatırken çizdiği krokiye bakılınca, baskın şekli bütün açıklığıyla görülecektir: Kuzeye doğru uzanan mavi çizgiler, Yunanların Afyonkarahisar’ından (Krokide Af. diye gösteriliyor) geriye, Eskişehir’e (krokide Esk.) doğru çekildiklerini gösteriyor. Şuna da dikkat edininiz ki, taarruzdan hemen sonra ve Yunanların ricatı üzerine, Türk hatları da sola, güney batıya doğru keskin bir dönüş yapmaktadır. Ve bunun üzerine kuzeye doğru kaçmakta olan Yunanlar, birdenbire batıya dönmektedirler. Bu durum gösteriyor ki, Yunanlar, kendilerini takip eden Türk kuvvetleriyle teması kaybedince ‘Bunlara ne oldu?’ diye paniğe kapılmışlardır. Kendilerini takip eden Türk kuvvetlerinin peşlerini bırakarak güneybatıya doğru ilerlediklerini ve böylece Yunan kuvvetlerinin İzmir’le irtibatlarını kesmekte olduklarını çok geç anlamışlardı! Diğer taraftan Türk süvarileri düşmanın sağ cenah gerisine doğru ilerlemiş ve Yunan Genel Karargâhı ile Eskişehir-Afyon mıntıkasındaki birliklerinin her türlü bağlantısını kesmişti.

…Bu çevirme hareketi, aynı zamanda Yunanların üstüne düşmek suretiyle başarılı olmuş ve kurulmuş tuzak kapanmıştı! Dağınık Yunan birlikleri, geçtikleri köyleri, tarlaları ve meyve bahçelerini ateşe vererek İzmir’e doğru kaçıyorlardı.”. https://www.cnnturk.com/turkiye/savas-taktigini-yeniden-yazan-baskumandan-ataturk

----------------.


İkinci Kısım

SAVAŞLAR

1.İnönü savaşları.

1/1. Birinci İnönü Savaşı ve Ethem olayı.

1/2. Birinci İnönü Savaşı'nın gerçek öyküsü.

1/3. Birinci İnönü Savaşı 'zafer' mi, yoksa 'başarı' mı?.

1/4. Bizimkiler ne diyorlar?.

1/5. İkinci İnönü Savaşı.

1/6. Bakalım bizimkiler ne diyorlar?.

1/7. Ek iddialar .

1/8. H.Suphi Tanrıöver'in telgrafı.

2.Kütahya-Eskişehir savaşları.

3. Sakarya Savaşı.

4.Büyük Taarruz .

4/1. Yunan kayıpları.

4/2. 30 Ağustos Savaşı.

4/3. Zaferden sonra.

--------------.

Kitaptan bazı alıntılar;

 

"□ A.Dilipak:

"Büyük Taarruz öncesinde, yurdun dört bir yanındaki generaller ve Ankara Hükümeti ile yakın işbirliği içindeki askeri erkan, bölgeye intikal ederek, hareketin komuta merkezini oluşturmuş ve 4 gün süren büyük taarruzdan sonra, zafere ulaşılmıştı!" (CG Yol, s.109)

Bu ne demek acaba? .

M.Kemal Başkomutan, Fevzi Paşa Genelkurmay Başkanı, İsmet Paşa Cephe Komutanı, Nurettin Paşa 1.Ordu, Y.Şevki Paşa 2.Ordu Komutanı, Fahrettin Paşa Süvari Kolordusu Komutanı, Kazım (İnanç) Paşa da 6.Kolordu Komutanı. Büyük Taarruz sırasında, karargâhta ve birliklerin başında, bu kimselerden başka hiçbir 'paşa' yok.

Cephe Karargâhında da (komuta merkezi) sadece ilk üç paşa var: M.Kemal, İsmet Paşa, Fevzi Paşa!

'Yurdun dört bir yanından gelerek, komuta merkezini oluşturan' tek bir general adı daha sayabilirse, Dilipak'a artık takılmayacağıma söz veriyorum.

Hele, 'Ankara Hükümeti ile yakın işbirliği içindeki askeri erkan' cümlesinin anlamı ne? Dilipak, bu kargacık burgacık ifade ile ne demek istiyor acaba? Cephe Karargâhında bazı yabancı subayların bulunduğunu, zaferin onların katkısı ile kazanıldığını söylemek istiyorsa, şunu açıkça, dürüstçe, cesaretle açıklasa da hak ettiği cevabı alsa. Ya da birinden Türkçe dersleri almaya başlasa."

 

-------------------------.

 




 




 


-----------------.

4/2. 30 Ağustos Savaşı

Mısıroğlu'nun, 30 Ağustosla ilgili iddiasını tekrarlamama izin veriniz: "Mesela Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin, bir imha muharebesi halinde gerçekleştirilememesi, şayan-ı dikkattir! Bunun askeri olmaktan ziyade, siyasi sebepleri üzerine eğilmek, mevzuumuz haricidir."

Nedir bu siyasi sebepler? Yazmıyor. Mısıroğlu'nun komik senaryosu malum.

Ona dayanarak biz bir tahmin yürütelim. Eğleniriz.

Türk ordusu, ilk dört gün kıyasıya savaşır, Yunan ordusunu darmadağınık eder, büyük zayiat verdirir ama tam iki Yunan kolordusunu çevirdiği 30 Ağustos günü, iş değişir. İngilizler, nasıl becerirlerse, araya girerler, "Aman Paşam.." derler M. Kemal'e, "..biz bu Yunanları göstermelik olarak İzmir'e çıkarıp Anadolu'nun içine salmıştık, göstermelik olarak yakıp yıkmalarını istemiştik, göstermelik olarak ırza ve namusa tecavüz etmelerini söylemiştik, galiba biraz ileri gittiler ama affetmek büyüklüğün şanındandır, bu oyunun sonuna geldik, aman bunlara artık yüklenmeyin, sakın üstlerine fazla gitmeyin, topçu mopçu kuru sıkı ateş etsin, piyade havaya ateş açsın, süvariler bunları kılıçtan geçirmesin de kılıçkalkan oyunu oynasın. Ordu, kolordu, tümen ve alay komutanlarına tembih ediniz, onlar da tek tek bütün subay ve erlere, 'acınız büyük, içiniz intikam ateşiyle kavruluyor, 10 aydır taarruz eğitimi görüyorsunuz, milletçe dört yıldır bu günleri bekledik ama zarar yok, İngilizlerin güzel hatırı için Yunanlara iyi davranın, sonra da ciddi bir takip yapmayın, kaçmalarına göz yumun' diye durumu anlatsınlar, bu işi tatlıya bağlayalım."

M.Kemal de bu ricayı hemen kabul eder ve durumu, Fevzi, İsmet, Nurettin ve Yakup Şevki Paşalara, Ordu Topçu Komutanına, Cephe Kurmay Başkanı Albay Asım Beye ve Cephe karargâhındaki kurmay subaylara sözlü olarak aktarır, savaşın buna göre yönetilmesini emreder. Ordu Komutanları da Kolordu Komutanlarına, onlar da Tümen Komutanlarına, Tümen Komutanları da Alay Komutanlarına, telgrafla, telefonla, telsizle, ışıldakla, haber uçaklarıyla bu emri yıldırım gibi duyururlar. Ne olacak, Türk ordusunda o sıra her türlü haberleşme aracı var, hem de sürüsüne bereket. Belki de her takım komutanının göğüs cebinde bir cep telefonu bulunuyordu! 15 bin kilometre kareye yayılmış olan Türk ordusundaki herkes, böylece Başkomutanın özel ve gizli emrini o sabah öğrenir, ölene kadar kimseye söylemeyeceğine ve bir yerlere yazmayacağına yemin eder ve 30 Ağustos günü, şahlanmış ordu birdenbire süt kuzusuna döner, çevrilmiş olan Yunan tümenleri, imha edilmez. Askerler uzaktan uzağa selamlaşıp birbirlerine mektup, sigara, konserve atarlar, savaşacakları yerde, yakan top oynarlar. Hatta Yunan birliklerine, Kızıltaş Vadisi'nden sıvışabilmeleri için Türk kılavuzlar verilir, İzmir'e kadar sıkı bir takip yapılmaz, mesela süvariler rahvan giderler, piyadeler Mehter gibi dura dura yürürler. Yunanlılar da rıhtıma dayanmış İngiliz gemilerine binip İzmir marşını söyleyerek, uğurlayan Türklere el sallaya sallaya, neşe içinde Türkiye'den ayrılırlar...

Hazret, üç aşağı beş yukarı böyle bir şey geveliyor ağzında. Çömezi Dilipak da, aynı komik senaryoyu, sanki yaydan çıkmış oku durdurmak mümkünmüş gibi ciddiyetle sürdürüyor:

□ "Yunanlılar daha sonra geldikleri gibi gittiler, ancak bu... kapalı kapılar arkasındaki hâlâ mahiyetini bilmediğimiz siyasi pazarlıkla oldu... Yunanı denize döktük mü, yoksa geldikleri gibi gemilere binip gittiler mi?. Yunan işgal kuvvetlerinin çoğu, geldikleri gibi İngiliz gemilerine binip geri gitmişlerdi."187 (CG Yol, 109, 281)

Ve bu yazıcılar, son savaş ve kesin zafer için yetiştirilmiş, coşturulmuş, iki yüz bin savaşçının bulunduğu Türk ordusunun komutan ve erlerinin, kapalı kapılar ardında (!) gerçekleştirilmiş çok gizli bir siyasi pazarlığa uyarak (!), Yunanlıların geldikleri gibi gitmelerine göz yumduklarını, gerektiği gibi savaşmadıklarını, savaşır gibi yaptıklarını ileri sürüyor ve aklı başında insanlarmış gibi de aramızda yaşayıp duruyorlar.188

Muhtemelen bu masala inananlar da var!

Bir de, Yunanlılar ne diyorlar, ona bakalım. İki alıntı:

● Bu savaşta bulunan ve burayı 'ölüm çukuru' diye anan K.D.Kanellopulos,

1.Kolordu karargâhında görevli bir subaydır ve 30 Ağustos Savaşı'nı, bütün dehşetiyle yaşamıştır. Anı-incelemesinde, Yunanlılar bakımından, o günle ilgili çok acı ayrıntılar yer almaktadır. (Küçük Asya Mağlubiyeti, 2.C., s.61-81) Üç cümlesini aktarıyorum: "Trikupis grubu erimişti... 11 sahra ve 4 skoda bataryası savaşın ilk anlarında yok oldular... Bu muazzam mücadelenin kahramanları, felaket selinin büyüklüğü altında kayboldular." (s.79, 81)

● Yunan Askeri Tarihi de 30 Ağustos Savaşı'nı, şöyle anlatıyor [özet]:

"... Saat 16.00'da Türk topçu ateşi şiddet kazandı ve iç hattın tümüne yayıldı.

Türk ateşi başlı başına bir trajedi yarattı. Otomobiller ve diğer vasıtalar ateş alıyor, beraber bulunan muharip olmayan askerlerin zayiatı büyük oluyordu. İsabet kaydeden dokuz cephanelik patlayarak, etrafa dehşet saçtı. Saat 16.00'dan itibaren durum çok kritikleşti. Türk topçusu, ateşini daha da şiddetlendirerek, her şeyi yakarcasına, muharebe meydanını adeta salhaneye çevirdi. 1 ve 2. Kolordular, bu ateş çemberinin içinde korumasız bulunuyordu.

Ayrıca Türk baskısı, Çalköy batısında savaşan 12. ve 5.Tümenlere bağlı zayıf kuvvetler üzerinde de çoğalmaya başladı ve bunları yıkmaya başladılar.

[M.Kemal'in Zafer Tepe'den yönettiği hücumlar bunlar!] Türk kuvvetleri büyük zayiat verdikleri halde, hücumları inatla ve artan bir şiddetle devam ettiğinden, durum gittikçe daha vahim bir hal alıyordu. Saat 19.00'dan sonra, 12.Tümen muharebe hattı, düşmanın artan baskısı altında çökünce, tümen Ürkmez çayının güneyindeki tepelere çekiliyor ve orada güçlükle tutunmaya çalışıyordu. Bütün subaylar saf dışı edildi. En iyileri öldü. Ölenler arasında iki alay komutanı da vardı... Bu kuvvetler büyük zayiat verdiklerinden, tam bir düzensizlik içinde, gerilere çekildiler. Bu düzensiz çekiliş, içte bulunanları da sürüklerken, Çamlık Tepe bölgesinde bulunan topçular da, atışlarını durdurarak, dört nala batıya doğru kaçmaya başladılar. Bunları taklit eden, taşıt birliklerinin katırları, yüklerini atarak bu istikameti takip ettiler. Çok kısa bir zaman içinde gelişen bu olaylardan dolayı meydana gelen insan seli, bölgenin [doğu] kısımlarını boşalttı. Kaçanların tümü, Türk topçusunun sık ateşi altında olan bölgeden uzaklaşmak istiyordu.

Allıviran (Allıören) Muharebesi [Yunanlılar bu muharebeyi böyle anıyorlar], beş günlük muharebenin neticesidir. Bu muharebe ile Trikupis Kolordusunun [ve Digenis Kolordusunun] mağlup edildiği ve Allıviran muharebesinden sonra da dağıldığı görülmektedir.

Bu mağlubiyet, Frangu grubunun moralinin büyük çapta azalmasına sebep olduğundan, Yunan ordusunun Küçük Asya'yı boşaltmasında en büyük etkenlerden biridir.. Gecenin gelmesi ile Türk topçusu, kendi kuvvetlerine zayiat verdirmemek gayesi ile ateşini kesti. Saat 20.30'da batıya çekilmeye başladı. Çekiliş tam bir düzensizlik ve kargaşalık içinde oldu.. Taşıt eksikliğinden, yürüyemeyen yaralılar terk edildi. Generallerden erlere kadar herkes.. utanç duyuyor, büyük fedakârlıklarının boşa gitmesinden dolayı çöküyor ve azap çekiyordu." (s.835-843)

Devamı da şöyle:

Kurtulabilen Yunan askerleri, Kızıltaş vadisinden geçerek, parça parça Murat Dağına dağılır ve batıya doğru çekilmeye çalışırlar. Bunlar sonra ne olurlar? Onu da görelim.

Türk Süvari Kolordusu, Kızıltaş Vadisinin ağzını kapatmaya yetişememiş, vadinin derinliklerini tutmuştur. Bu vadiye giren Yunanlıların bir kısmı, Kızıltaş Vadisinde, Murad Dağının kuzeyinde ve batı eteklerinde, süvariler ve silahlanmış köylüler tarafından yok edilir.189 Bir kısmı esir edilir. (Trikupis-Digenis, Dimaras-Kalidopulos kolları ve ötekiler) Bir kısmı ise Frangu grubuna katılmayı başaracaktır. Bunlardan savaşa devam edenlerin büyük kısmının da, katıldıkları Frangu grubunun çoğunluğuyla birlikte, yok olduğu anlaşılıyor. Frangu grubuna katılmak yerine, İzmir'e doğru kaçan disiplin dışı küçük sürülerden bazılarının da (M.L. Smith, Anadolu Üzerindeki Göz, s.323 vd.; Sprydonos, Harp ve Hürriyetler, s.265 vd.), süvariler, çeteler ve halk tarafından esir edildiklerini ya da temizlendiklerini görüyoruz. Ancak ufak bir kısmı İzmir'e ulaşarak kurtulmuşlardır.

Smyrna adlı Yunan fotoğraf albümünde, bu kurtulan, bitik ve korkudan gözleri yerlerinden uğramış askerlerin resimleri var. Ölünceye kadar kendilerine gelebildiler mi bilmem? Çocuklarının bile, hâlâ bu büyük felaketin acısını unutamamış olduklarını görüyoruz.

Kısacası, savaşın bin bir cilvesinin birinden yararlanarak, ölüm çukurundan kaçabilenlerin büyük çoğunluğunun sonu da böyle.190

Şimdi Mısıroğlu ile Dilipak'ın yazdıklarını bir daha okuyalım:

□ "..Ciddi bir imha muharebesi yapmaya muvaffak olunamamıştır.

Mesela Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin, bir imha muharebesi halinde gerçekleştirilememesi, şayan-ı dikkattir! Bunun askeri olmaktan ziyade, siyasi sebepleri üzerine eğilmek, mevzuumuz haricidir."

□ "Yunanlılar daha sonra geldikleri gibi gittiler, ancak bu, halkın vatanı korumadaki sarsılmaz kararlılığı ve kapalı kapılar arkasındaki hâlâ mahiyetini bilmediğimiz siyasi pazarlıkla oldu... Yunanı denize döktük mü, yoksa geldikleri gibi gemilere binip gittiler mi?"

Başta Yunanlılar olmak üzere, bütün dünyanın kabul ettiği bu kesin ve olağanüstü Türk zaferini, küçültmek, sulandırmak, akıl ve gerçek dışı iddialarla karalamak istiyorlar. Yunanlıdan çok Yunancı olmaktan da çekinmiyorlar.191Velhasıl Ali Kemal'i aratmıyorlar. . ^"

• K.Karabekir'in Büyük Taarruz ile ilgili görüşlerini, Karabekir paragrafında aktaracağım."




sayfa: 1406-1544 arası: https://www.pdfdrive2.com/%C5%9Eu-%C3%87%C4%B1lg%C4%B1n-t%C3%BCrkler-turgut-%C3%96zakman-d118312013.html


TEZLER

ABDULLAH ERDOĞAN ** 2017 ** Çanakkale Ve Büyük Taarruzda Mustafa Kemal Paşa'nın Askeri Rolü ** Mustafa Kemal Pasha's military importance in Gallipoli and Great Offence ** Erciyes Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

AHMET ALTINTAŞ ** 1990 ** Milli Mücadele Döneminde Afyon Ve Havalisi (1919-1922). ** İstanbul Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

ATİLLA DEMİRALAY ** 2009 ** Büyük Taarruz Ve Büyük Taarruz Şehitlikleri * The Great Attack and its martyrdoms ** Selçuk Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

BAYRAM APAYDIN ** 2015 ** Milli Mücadele Döneminde Kazanılan Askeri Başarıların Kutlanması (1939-1949) ** Celebrating the success of military wins during the period of national struggle (1939-1949) ** Ankara Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

FARUK GÖKTAŞ ** 2016 ** Milli Mücadele Dönemi'nde Akşehir ** Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History

FEYZULLAH EZER ** 1997 ** Büyük Taarruz Öncesi İkmal Ve İaşe ** The supply and feeding before Great Attack ** Fırat Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History

MEHMET ERHAN TÜRKSOY ** 2004 ** Askeri Ve Stratejik Açıdan Büyük Taarruz ** Military and stratecig aspects of the Great Offensive ** Dokuz Eylül Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

MUHARREM GÜNEŞ ** 2002 ** Büyük Taarruz Öncesi Askeri Hazırlıklar ** Atatürk Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

MURAT BASTEM ** 2010 ** Büyük Taarruz'da Hava Harekâtı ** The air war in Great Attack ** Afyon Kocatepe Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

NİLGÜN NURHAN PEKÖZ ** 1990 ** Büyük Taarruz Ve Mudanya Mütarekesinin İzmir Basınına Yansımaları ** Reflections of the great offensive and mudanya armistice on izmir press ** Dokuz Eylül Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

NİLÜFER ERDEM: Yunan tarihçiliğinin gözüyle Anadolu harekatı (1919-1923) / The Anatolian operation (1919-1923) from the view of Greek historians * Danışman: PROF. DR. SABAHATTİN ÖZEL* Yer Bilgisi: İstanbul Üniversitesi / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ana Bilim Dalı / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bilim Dalı* Konu:Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution * Dizin:Helenizm = Hellenism ; Helenler = Hellens ; Milli Mücadele = National Struggle ; Yunan işgali = Greek ocupation ; Yunan tarihi = Greek history            * Doktora Türkçe 2009 567 s. 

UĞUR ÜÇÜNCÜ ** 2010 ** Türk Kamuoyunda Büyük Taarruz ** The Great Offensive in Turkish public opinion ** Afyon Kocatepe Üniversitesi ** Doktora ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution

ZİNNUR AKÇASULU ** 2019 ** Hâkimiyet-İ Milliye Ve Peyam-I Sabah Gazetelerine Göre Büyük Taarruz * Great offensive according to newspapers Hâkimiyet-i Milliye and Peyam-i Sabah ** Pamukkale Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History


-------------------------.
MEHMET ERHAN TÜRKSOY ** 2004 ** Askeri Ve Stratejik Açıdan Büyük Taarruz ** Military and stratecig aspects of the Great Offensive ** Dokuz Eylül Üniversitesi ** Yüksek Lisans ** Tarih = History ; Türk İnkılap Tarihi = History of Turkish Revolution








Kaynakçalar;

Kitap Sayısı Bakımından En Büyük Kütüphanelerimiz

 

Kitap Sayısı Bakımından En Büyük Kütüphanelerimiz

Bülent Ağaoğlu

İstanbul, 8.7.2021

 

1

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi kurulum çalışmalarına, Cumhurbaşkanımız  Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın öncülüğünde 2015 yılında başlanmıştır.  Kütüphane, 125.000 m² alanda 5.500 kişilik oturma kapasitesi ile okuyuculara hizmet vermektedir.

Koleksiyonumuzda 2.000.000 basılı kitap, 12.500 adet basılı dergiye ait 2.000.000 sayı mevcuttur. Ayrıca, erişim sağlanan 56 adet veritabanı içeriğinde; 550.000 e-kitap, 6.500.000 elektronik tez ve 60.000’e yakın e-dergiye ait 120.000.000 makale, rapor, vb. bulunmaktadır. Bu bilgi kaynaklarının okuyuculara sunum hizmetleri modern kütüphanecilik anlayışı ile verilmektedir. Millet Kütüphanesi, ülkemizin en büyük kütüphanesi olup koleksiyonları ve hizmetleri açısından dünyanın sayılı kütüphaneleri arasına girmeyi amaçlamaktadır.”. https://milletkutuphanesi.gov.tr/icerik/detay/kutuphane-hakkinda

2

Millî Kütüphane veri tabanında bibliyografik işlemleri tamamlanmış 1.402.627 kayıtlı materyal bulunmaktadır.”. http://www.millikutuphane.gov.tr/page/Kitaplar

3

Beyazıt Devlet Kütüphanesi

“Kütüphanede bulunan toplam doküman sayısı 1.000.000’un üzerindedir.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde bulunan kitap sayısı sürekli bir artış göstermekle birlikte,  bugün 812.858’dir (Kayıtlı olup Araştırmacıların erişebildiği kitap sayısıdır).”. https://istanbulbeyazitdevlet.kutuphane.gov.tr/TR-201450/koleksiyonumuz.html

Kitap sayısı: 1.030.652: http://81.214.75.64/yordambt/yordam.php

4

Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi

“Library having 542.845 books, 54.676 electronic journal and newspaper, 765.012 e-books, 183 printed journal and 62 interactive database, 2.283 books written in Braille alphabet and voice-books. Approximately 4.500 researchers and students visit the library daily.” http://www.boun.edu.tr/en_US/Content/About_BU/Facts_and_Figures

https://tanitim.boun.edu.tr/kutuphane

http://www.boun.edu.tr/tr-TR/Content/Akademik/Kutuphane

5

“ODTÜ Library holds 520.790 printed and 554.772 electronic books in its collection.”. https://lib.metu.edu.tr/book-collection-0

6

Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi

Kitap sayısı: 512.733. https://library.bilkent.edu.tr/statistics/

7

İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi

“Merkez ve bağlı birim kütüphanelerinde sisteme aktarılmamış olan kayıtsız verilerin dışında,  halen kayıt altında olan ve sisteme aktarılan toplam  901.374 adet  bibliyografik kaydın 717.169 adedi kitap, 97.598 adedi tez, 32.517 dergi başlığı ve 59.090 diğer materyal türlerinden oluşmaktadır.

 

Buna göre sisteme aktarılan kayıtlar;

Merkez Kütüphane; 305 780

Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi; 162 625

Hukuk Fakültesi Kütüphanesi; 96 797

İktisat Fakültesi Kütüphanesi; 57 313

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kütüphanesi; 40 040

Siyasal Bilgiler Fakültesi; 27 891

İstanbul Tıp Fakültesi Kütüphanesi; 22 512

Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Kütüphanesi; 20 801

Mühendislik Fakültesi Kütüphanesi; 12 859

Fen Fakültesi Bölüm Kütüphaneleri; 41 714(toplam)

İşletme Fakültesi Kütüphanesi; 10 692

İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi; 9 836

adet yayından oluşmaktadır.”. https://kutuphane.istanbul.edu.tr/tr/duyuru/yenilenen-istanbul-universitesi-kutuphane-otomasyon-sistemi-kullanima-hazir-62005A0079006D00580053003600340043004A004D003100

 

8

TBMM Kütüphanesi

Kitap sayısı: 209.290. https://kutuphane.tbmm.gov.tr/cgi-bin/koha/opac-search.pl?&limit=branch%3AMAIN&sort_by=relevance_dsc&limit=itype:BOOK

 

https://www.bbyhaber.com/bby/2018/02/21/universite-kutuphanelerinde-basili-kitaplar-icin-yolun-sonu-mu


7 Temmuz 2021 Çarşamba

Gönlümden Fatih ağırlıklı bazı kesitler

 

Gönlümden Fatih ağırlıklı bazı kesitler

 

Bülent Ağaoğlu

İstanbul, 13.6.2021

 



Fatih Camii, 1960
Levent Ağaoğlu- Bülent Ağaoğlu (İkizler)
Bakkal Nabzi ile

1958-1999 yılları arasında 41 yıl yaşadığım Fatih’te mevcut tarihi eserler ve sokak isimleri beni, hep tarihe çağırıyordu.

 

Fatih’te her yer tarihi eserlerle doluydu…

 

İstanbul’un 7 tepesinden 4'ü Fatih'teydi (Surlar - Atatürk Bulvarı arasında). https://istanbul.ktb.gov.tr/TR-276823/istanbul39un-7-yedi-tepesi.html . Ben bu 4 tepe arasında yetiştim, ruhum ve ayaklarım oralarda yıllarca dolandı durdu..

 

Fatih’te yaşayan bilim, kültür sanat insanlarının yarattığı iklimin, atmosferin öneminin bilincindeydim. Bu sebeple hazırladım; 70 Fatih Şahsiyeti (İlim, Bilim, Kültür, Fikir, Sanat, Meslek İnsanları) ** 29.02.2020 ** https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/02/70-fatih-sahsiyeti-ilim-bilim-kultur.html *** Fatih Şahsiyetleri (İlim, Bilim, Kültür, Fikir, Sanat, Meslek İnsanları) ** 29.02.2020 ** https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/02/fatih-sahsiyetleri-ilim-bilim-kultur.html

 

Fatih Çalışmalarım. Fatih Konulu Çalışmalarım.  16.7.2020.  https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/07/fatih-konulu-calismalarim.html

 

Fatih’te Vakıf Gureba Hastanesi’nde 1958 yılında dünyaya gelmişim.

 

Dünyaya geldikten sonra; Fatih Camii’ne, Fatih Medreselerine, Fatih Sultan Mehmet’in Türbesine ( https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/fatih-hakan-ve-roma-kayzeri-1548527 100 metre uzaklıkta Mutemet Sokak’ta 7 sene yaşadım.

 

İlkokul 1. Sınıfı Fatih Camii yanındaki Taşmektep’te okudum.

 

İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un doğduğu yere yakın iki ayrı yerde toplam 41 sene ikamet ettim. (Mehmet Akif Ersoy konulu çalışmalarım. 05.2020. https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/05/mehmet-akif-ersoy.html )

 

Rahmetli babam ve amcam 1956-1982 arasında Eminönü’nde Ahi Çelebi Camii’nin yanındaki arsada Cami yönetiminin kiracısı olarak 26 yıl lokanta işlettiler. 1976-1980 arasında yazları lokantada çıraklık yaptım.

 

Ahi Çelebi Camii: "Türk seyahatnameciliğinin zirvedeki ismi olan Evliya Çelebi, 25 Mart 1611’de İstanbul’daki Unkapanı semtinde dünyaya gelir. Evliya Çelebi, seyahatlerinin sebebini 19 Ağustos 1630 gecesinde gördüğü bir rüyaya bağlar. Bu rüyaya göre İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Ahi Çelebi Camii’nde kalabalık bir cemaatle birlikte Hz. Muhammed’i görür. Tam bu sırada heyecana kapılır ve “Şefaat ya Resulullah!” diyeceği yerde “Seyahat ya Resulullah!” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber tebessüm ederek Evliya Çelebi’ye şefaat, seyahat ve ziyareti müjdeler. ". https://www.kitapyurdu.com/kitap/evliya-celebi-amp-dunyayi-gezen-seyyah/311698.html ** https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/12/degirmen-han.html

 

1965 yılında Fatih’in hocası Akşemsettin’in adını alan caddeye taşındık.

 

Akşemsettin Caddesindeki evimizin hemen yanında Mimar Sinan Mescidi mevcuttu. Bu Mescidin yer aldığı sokağın adı Kocasinan’dı.

 

Çok önem verdiğim Katip Çelebi’nin (1609-1657) vefat ettiği Yavuz Selim Semtine yakın olan Mutemet Sokak ve Akşemsettin Caddesi’nde 1958-1988 arasında yaşadım. (Katip Çelebi Hakkındaki Çalışmalarım. 6.7.2020.  https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/07/katip-celebi-hakkindaki-calismalarim.html )

 

Roma İmparatorluğu’nu simgeleyen Bozdoğan Kemeri 1958-1965 arasında yaşadığım evimize yakındı.

 

İlkokul 2.-5. Sınıf arasını okuduğum Atikali İlkokulu’nun hemen karşısında Hırka-i Şerif Camii yer alıyordu. https://bulentagaoglu.blogspot.com/2021/07/hrka-i-serif-camii-yaknnda-yetisen-2.html

 

Atikali İlkokulu ile Hırkaişerif İlkokul yan yanaydı. Ayıran sadece bir duvardı.

Hırka-i Şerif İlkokulundan mezun bazı ünlüler;  Ece Ayhan. http://www.biyografya.com/biyografi/2784  ***  Turgut Uyar. http://www.biyografya.com/biyografi/6180 *** Kenan Gürsoy. http://www.fenomen.org/turk-akademisyenler.html?start=5 *** Yusuf Özer. http://www.pmi.org.tr/summit/istanbul2017/team/yusuf-ozer/  *** Işık Öğütçü. http://www.orhankemal.org/IsikOgutcu/ozgecmis.htm *** Mahmut Erol Kılıç. http://www.biyografya.com/biyografi/6467  *** Yalçın Doğan. http://www.biyografya.com/biyografi/4474 *** Haldun Hürel. 1949 yılında Trabzon'da doğdu. Hırkai-Şerif İlkokulu, Gelenbevi Ortaokulu'nda okudu. Yüksek öğrenimini; Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Seramik Bölümü'nde tamamladı. 15 yıl seramik modelciliği yaptı. 60'lı yıllardaki Rock Müzik akımı, onu ailesinin tepkisine rağmen müziğe yöneltti. Kardeşleriyle birlikte '3 Hürel' topluluğunu kurdu.”. https://www.goodreads.com/book/show/34675109-stanbul-un-100-lgin-soka

 

Divan-ı Lügat-it-Türk’ü kültürümüze kazandıran Ali Emiri Efendi’nin kurduğu Fatih Millet Kütüphanesi’nde 1976-1980 arasında kitap okurdum, ders çalışırdım.

 

İstanbul Surları 1965-1988 arasında yaşadığım Vatan Caddesi’nin hemen kenarındaki Akşemsettin Caddesi’ndeki evimizden görünürdü.

 

Sülalemin şehitleri: https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/07/sulalemin-sehitleri.html

 

Çelik Gülersoy ile Temmuz 1981’de randevu alarak Şişli’deki Turing binasında tanıştım. 3.5 sene Turing’de çalıştım. Kendisinin nevi şahsına münhasır çok yönlü kişiliğinden, müthiş kültüründen, yaratıcılığından, 23 yaşında genç bir adama ilgi ve desteğinden çok etkilendim. ( Çelik Gülersoy Çalışmalarım (71 Çalışma).

https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/07/celik-gulersoy-calismalarim-41-calsma.html

 

Hocaların Hocası Hasan Işın Dener ile Ağustos 1981’de Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde tanıştım. Kişiliğinden, bilim adamı kapasitesinden, geniş görüşlü olmasından, iyilikseverliğinden, yol göstericiliğinden, ilgi ve desteğinden çok etkilendim. (Prof. Dr. Hasan Işın Dener Hakkında Çalışmalarım).  https://bulentagaoglu.blogspot.com/2020/04/prof-dr-hasan-isin-dener-hakkinda_20.html )

 

1.5 sene çalıştığım İstanbul Kitaplığı Soğukçeşme Sokağı’nda Topkapı Sarayı ve Ayasofya Camii arasında yer alıyordu. Sultanahmet’te birçok tarihi eser mevcuttu…

 

1976-1989 arasında devam ettiğim İİTİA Şişli Siyasal’ın hemen yanında Atatürk Müzesi mevcuttu.

Özellikle 1980-1985 arasında Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne kaynakça çalışmalarım için giderdim: Bir "Kaynakçacı"nın Beyazıt Devlet Kütüphanesi Hatıraları. İçinde: Beyazıt Devlet Kütüphanesi 125 Yaşında (1884-2009). 2010. http://www.mikrobeta.com.tr/dosyalar/15_012.pdf

 

Orhan Kemal 60 yıllarda oturduğu Şumnu Apartmanı Akşemsettin Caddesini kesen Battal Gazi Sokak’taydı.

 

Galatasaraylı ünlü futbolcu Metin Oktay’ın annesinin oturduğu “Galatasaray Apartmanı” Battalgazi Sokak’taydı. İlkokul dönüşü her gün önünden geçerdim.

 

Teyzem ailesiyle önceleri Şair Fitnat Sokak’ta oturuyorlardı. Bu sokağın Ordu Caddesi tarafından girişine çok yakın bir yerde Ragıp Paşa Kütüphanesi yer alıyordu. 1960’lı yılların ortasında Fındıkzade’ye taşınmışlardı. Fatih’in ilk hocası Molla Gürani’nin türbesine çok yakın bir evde oturuyorlardı.

 

Yakınımızdaki caddelerin adı: Annem, annesi babası ve 5 kardeşinin oturduğu Hava Kurumu Apartmanları’nın önündeki Ordu Caddesi. 1965-1988 arasında oturduğum Akşemsettin Caddesi. Yanımızdaki Vatan Caddesi, yakınımızdaki Millet Caddesi, Kızılelma Caddesi (Anneannemin Üsküplü akrabalarının oturduğu cadde).

 

Anneannem ve dedemin kabirleri Mevlanakapı Mezarlığı’nda.

 

Vatan Caddesi’nde yapılan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları…

 

“Aşağıda adı geçen Recep Funda; dedem Cemal Funda’nın kuzeniydi;

 

“Uzun boylu, yakışıklı genç adam komşusu bakkala girdi. Şimdiki marketlere benzeyen kocaman bakkal dükkânının sahibi aynı zamanda Laleli muhtarı idi. Adı Recep Funda.  Genç adamı sevgiyle selamladı Recep bey. Parmağıyla “sus” işareti yaptı. Fasulye çuvallarının arasına oturmuş şişman bir beyfendi elindeki kağıttan şu şiiri okumaktaydı:

“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç.”

Beyefendinin sesinden bu güzel şiir, dükkanın loş yüksek tavanına musiki gibi yükseliyordu. Yakışıklı genç adam büyülemiş gibi dinliyordu.

“Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç.”

Tezgahın arkasında oturan hanımefendi çayını yudumlamayı bırakmıştı.

Beyefendi şiiri bitirince bir an gözlerini kapattı. Sonra gülümseyerek baktı dükkandakilere... Tezgahın ardında oturan hanım:

“Her şiiriniz bir başka güzel Yahya Kemal Bey. Her okunuşuna dalıp gidiyorum,” dedi.

Uzun boylu, yakışıklı genç adam komşusu bakkala girdi. Şimdiki marketlere benzeyen kocaman bakkal dükkânının sahibi aynı zamanda Laleli muhtarı idi. Adı Recep Funda.

Evet. Laleli muhtarı Recep Funda Bey’in bakkal dükkânında, fasulye çuvalları arasında şiir okuyan Yahya Kemal Beyatlı idi. “Bizzat kendisi.”

Tezgahın ardında tavşan kanı çayını yudumlayan hanımefendi ise Halide Edip Adıvar.*

Laleli’nin muhtarı Recep Funda böyle dostları olan adamdı. Ne derlermiş o 1940’lı yıllarda “İstanbul’a vali olacağına, Laleli’ye muhtar ol.”

Manastır’lı Türk aydınları Laleli’de

Laleli muhtarı Recep Funda, Rumeli’den göç eden Manastırlı bir Türk aydını idi. Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşehrisi ve komşusuydu. Manastır İdadisi’nden** arkadaşları Kâzım Taşkent ve Mustafa Nermi de bakkal dükkânından çıkmazdı. Laleli muhtarı Recep Funda’nın dükkânı akademik bir kulüp gibiydi.

Kâzım Taşkent, daha sonra Yapı ve Kredi Bankası’nı 1944’te kurdu. 27 yıl bankayı yönetti.

Kâzım Taşkent, çocukluk arkadaşı Recep Funda’ya takılırdı. “Sana Manastır’da küçükken Mustafa Kemal Paşa’yı gösterip, “Bak, büyü de böyle bir adam ol” dediler, sen tuttun bakkal oldun” derdi.”

Kaynak: Yener, Tevfik  (2011). İstanbul Aşk Ekmek Hayal. İstanbul: İnkılâp Kitabevi. S. 331-334. https://www.academia.edu/43420575/Tevfik_Yener_%C4%B0stanbul_A%C5%9Fk_Ekmek_Hayal

--------------------.

Eklenecek;

Teşekkür metnim

Erol Büyükburç

Malta Çarşısı, Neyzen Tevfik.

Kariye Camii

BDK

Osman Nihat Akın

Seyfettin Özege

Akseki Mescidi, Hırkai Şerif /

Akşemsettin Camii, Hırkai Şerif /

Balipaşa Camii

Fenari İsa Camii

Hüsrev Paşa Türbesi

İbrahim Müteferrika’nın Yavuz Selim’deki matbaası

İskender Paşa Camii

Kız taşı /

Koyun Baba Türbesi /

Madalyon sineması

Osman Nuri Ergin Evi

Yenibahçe Deresi /

Yenibahçe Bostanları

Hırka-i Şerif Camii Yakınında Yetişen 2 Türk Bibliyografı: İsmet Binark (1941-2021) – Bülent Ağaoğlu (1958- )

 

Hırka-i Şerif Camii Yakınında Yetişen 2 Türk Bibliyografı:

İsmet Binark (1941-2021) – Bülent Ağaoğlu (1958- )

 

Bülent Ağaoğlu

İstanbul, 3.7.2021


İsmet Binark

Çok değerli büyüğüm; müthiş çalışkan, üretken, beyefendi, nazik insan, kültür insanı, araştırmacı-yazar, bibliyograf, milletperver, vatanperver İsmet Binark'ın feyz aldığım büyük hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Bülent Ağaoğlu

 

 

İsmet Binark anlatıyor: "Fatih'te Hırka—i Şerif'te doğdum. Oranın benim hayatımda çok önemli yeri var. Kulağımda ezan seslerini hatırlıyorum. Hırka—i Şerif Camii'ni hatırlıyorum. İstanbul'un musikisini, mimarisini hatırlıyorum. Benim yetişmemde, belki kütüphane ve arşivciliği seçmemde, o muhitin çok önemli tesiri var. O atmosfer benim Osmanlıyı, Türk'ü sevmemde, Türk milliyetçisi olmamda son derece önemli bir faktör olmuştur." Fatih'in, atmosferi ile yoğurduğu bu kişi, Türkiye'de kütüphane ve arşivcilik denince ismi akla ilk gelenlerden biri olan, olması gereken Mehmet İsmet Binark'tır.". https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2241

 

Bülent Ağaoğlu

Hırka-i Şerif Camii’nin hemen karşısında bir zamanlar Atikali İlkokulu mevcuttu:

Bu ilkokulul binası önceleri, Hırka-i Şerif Camii’nin korunması için Muhafız Karakolu olarak yapılmış. 1953 yılında Atikali İlkokulu adını almış. 1965 senesi Eylül ayından itibaren 2-5. sınıf arasında 4 sene burada okudum.

Biz de oradan mezun olup bir şekilde bilginin muhafızlarından olduk... Kader insanı nelerle buluşturuyor…

Hırka-i Şerîf Camii neden yapıldı

“Fatih ilçesi Hırkaişerif semti Muhtesip İskender mahallesinde yer alan ve şehrin dinî folklorunda çok önemli bir mevkiye sahip bulunan bu cami ve müştemilâtı, Hz. Peygamber’in Veysel Karanî’ye (Üveys el-Karanî) verilmesini vasiyet ettiği söylenen (Ocak, s. 66-67, 84-88) hırkasının muhafazası ve ziyaret edilmesi amacıyla 1267 (1851) yılında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır.”. https://islamansiklopedisi.org.tr/hirka-i-serif-camii

-----------------------------------------------.

Hırka-i Şerif Camii

https://islamansiklopedisi.org.tr/hirka-i-serif-camii

http://openaccess.marmara.edu.tr//handle/11424/36708

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hirka-i-serif-in-muhafizlari-12375520

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/28759

Hattat Ömer Vasfi Efendi: Hırka-ı Şerif Camii Hatibi / M. Fuad Başar. -- İstanbul, 1988 / 1989. İslami Edebiyat [İslami Kültür Sanat ve Edebiyat], 3. sayı, 48-49. sayfa

Hırka-i Şerîf Camii / Sümeyra Güldal, 2007. Din ve Hayat: İstanbul Müftülüğü Dergisi, 1. sayı [İnsanlığın Tükenmeyen Ümidi Peygamberimiz’e] , 92-95. Sayfa. http://isamveri.org/pdfdrg/D03292/2007/2007_1/2007_1_GULDALS.pdf

Arşiv Belgeleri Işığında Hırka-i Şerif Camii’nin 1847 Sonrası İnşa Süreci / Selman Can, Pınar Şahin. -- Erzurum, 2015. Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 34. sayı [Prof. Dr. Rahmi Hüseyin Ünal Özel Sayısı] , 18-45. sayfa

Benzersiz Mimarisi ile Hırka-i Şerif Camii / Selman Can. -- İstanbul, 2017. 500. Yılında Mukaddes Emanetler: Yaşayan Mirasımız, 158-165. Sayfa. http://isamveri.org/pdfdrg/D278827/2019/2017_CANS.pdf

Atikali İlkokulu

“Okulumuz adını Sultan II. Beyazıt’ın vezirlerinden olan Atik Ali Paşa’dan almıştır.

Okulumuzun eski binası (şimdiki MEB Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü), 1851 yılında Padişah Abdülmecit tarafından Hırka-i Şerif Camii yaptırıldığında Piyade Muhafız Karakolu olarak yapılmıştır. Harp yıllarında hastane, sonraları mahkeme olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetten sonra polis karakolu, 19. İlkokul, Hırka-i Şerif İlkokulu ve 1953 yılından itibaren Atikali İlkokulu olarak kullanılmıştır. Tek katlı bir binadır. İçinde dört derslik ve bir öğretmenler odası bulunmaktaydı.

 1975 yılında şimdiki yerinde inşa edilen okulumuz, iki katlı ve on altı derslikli olarak hizmete girmiştir. Bu binada idare odaları, öğretmenler odası ve bir de müsamere salonu bulunmaktaydı.

Bu binamız 2006 yılında büyük onarımdan geçmiştir. Bu bina halen B Blok olarak kullanılmaya devam etmektedir.

2000 yılında ise yeni binamız on sekiz derslikle hizmete girmiştir. Bu bina halen A Blok olarak kullanılmaya devam etmektedir.

2015 yılında çok amaçlı salonumuz hayırsever velilerimiz tarafından düzenlenerek merhum öğretmenimiz Arif Engin KAFTANCIOĞLU’nun adı verilerek 92 kişilik kapasitesi ile hizmete açılmıştır. Okulumuzun B Blok Binasında 2014 yılında deprem güçlendirme çalışması yapılmıştır. A Blok binamız da 2015 yılında depreme karşı güçlendirilmiştir.

İlk şehit sadrazam Atik Ali Paşa´nın adını taşıyan okulumuz, Atatürk’ün ışığında, milli ve kültürel değerlere bağlı, çağımızın teknolojik gelişmelerini kullanarak Mutlu Okul Mutlu Çocuklar ilkesi ve Yenilikte öncü okul başarıda lider çocuklar sloganıyla eğitim ve öğretime devam etmektedir.”. https://atikali.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/10/741968/dosyalar/2017_10/10113739_tarihYe.pdf

-----------------------.

1953 yılında ATİKALİ İlkokulu yapılan binanın fotoğrafları;

1



http://www.hirkaiserifvakfi.com/TR/805/Hirka-i-Serif-Camii-ve-Mustemilati/Hirka-i-Serif-Camii-1851.aspx

Yukarıdaki fotoğrafta en soldaki bina 1953 yılında Atikali İlkokulu yapılmıştır.

2

 



Hırka-i Şerif Camii’ni korumak için yaptırılan Muhafız Karakolu binası.

1953 yılından itibaren Atikali İlkokulu olarak kullanılmıştır.

3



http://www.hirkaiserifvakfi.com/TR/805/Hirka-i-Serif-Camii-ve-Mustemilati/Hirka-i-Serif-Camii-1851.aspx

4



Kaynak: Envanter.gov.tr

 

5



https://kulturenvanteri.com/yer/hirka-i-serif-karakolu/#15.24/41.021512/28.941348

 

http://www.hirkaiserifvakfi.com/TR/809/Hirka-i-Serif-Camii-ve-Mustemilati/Mesruta-Konak.aspx

https://kulturenvanteri.com/yer/hirka-i-serif-karakolu/#16/41.021683/28.942247

http://www.hirkaiserifvakfi.com/TR/809/Hirka-i-Serif-Camii-ve-Mustemilati/Mesruta-Konak.aspx

https://turuz.com/storage/Turkologi/2017/1779-Eski_Kitabchiliq_Sanatlarimiz-Ismet_Binark-1975-155s.pdf