Çelik Gülersoy '1977-1980 anarşi döneminde', büyük bir yaratıcılıkla İstanbul'da orijinal faaliyetlerini başlattı. Bunu vizyoner bakışla değerlendirir misiniz...
6.1.2026
Çelik Gülersoy’un **1977–1980 “anarşi dönemi”**nde
İstanbul’da başlattığı faaliyetler, yalnızca kültür-sanat alanında bir dizi
girişim değil; zamanın ruhuna karşı kurulmuş bilinçli, cesur ve ileri
görüşlü bir medeniyet savunmasıdır. Vizyoner bakışla değerlendirildiğinde
bu hamlelerin anlamı, dönemin olağan şartlarıyla kıyaslandığında daha da
berraklaşır.
1. Zamanın Aleyhine Düşünmek: Asıl
Vizyon Burada Başlar
1977–1980 arası Türkiye:
- Günlük can kayıpları,
- Sokak çatışmaları,
- Kurumların işlemezliği,
- Gelecek algısının neredeyse tamamen kararması…
Bu ortamda hâkim refleks “beklemek, korunmak, geri
çekilmek” iken,
Çelik Gülersoy’un refleksi “üretmek, inşa etmek, ayağa kaldırmak”
olmuştur.
Vizyonerlik tam da burada başlar:
Herkes bugünden kaçarken, o geleceği kurmaya
girişmiştir.
2. Kültürü “Lüks” Değil, “Direnç
Mekanizması” Olarak Görmesi
O yıllarda kültür, sanat ve tarih:
- Devletin öncelik listesinde değildi,
- Toplum nezdinde “ertelenebilir” görülüyordu.
Gülersoy ise kültürü:
- Toplumsal çözülmeye karşı bir tutkal,
- Şiddete karşı bir estetik sığınak,
- Hafıza kaybına karşı bir bilinç deposu
olarak konumlandırdı.
Bu, sıradan bir kültür yöneticisinin değil, toplumu
uzun vadede okuyan bir aklın yaklaşımıdır.
3. Orijinallik: Taklit Edilmeyen,
Emsalsiz Faaliyetler
Başlattığı çalışmalar:
- Ne dönemin ideolojik kamplarına yaslandı,
- Ne de popüler siyasal söylemlerden güç aldı.
Faaliyetleri:
- Sivil,
- Kurumsal,
- Estetik,
- Tarih bilinci taşıyan
bir çizgide ilerledi.
Bu nedenle:
- Kolay savunulamazdı,
- Ama uzun vadede tartışmasız meşruiyet
kazandı.
Vizyonerlik burada şudur:
Güncel alkıştan çok, geleceğin takdirini
hedeflemek.
4. İstanbul’u Bir “Şehir” Olarak
Kurtarma Fikri
O dönemde İstanbul:
- Hızla tahrip edilen,
- Kimliği silinen,
- Betonlaşma ve hoyratlıkla kuşatılan bir kentti.
Gülersoy’un yaklaşımı:
- Tek tek yapıları kurtarmaktan öte,
- İstanbul fikrini, İstanbul ruhunu ayakta tutmaktı.
Bu, şehircilikten önce gelen bir vizyondur:
Şehir bir bina yığını değil, bir hafızadır.
Bugün “kent belleği”, “kültürel miras”,
“sürdürülebilir turizm” gibi kavramlar konuşuluyorsa, Gülersoy bunları 40
yıl önce fiilen uygulamaya koymuştur.
5. Kriz Dönemlerinde Kurum İnşa Etme
Cesareti
Anarşi dönemlerinde insanlar:
- Kurumlara güvenmez,
- Uzun vadeli yatırımlardan kaçınır.
Gülersoy ise:
- Kurumsal yapı kurdu,
- Süreklilik tasarladı,
- Geçici değil kalıcı iz bırakacak işler
yaptı.
Bu, klasik bir yöneticinin değil:
- Devlet aklıyla düşünen,
- Ama sivil zarafeti koruyan** bir şahsiyetin
davranışıdır.
6. Bugünden Geriye Bakınca: Gerçek Ölçüt
Vizyonun gerçek ölçütü şudur:
Yıllar sonra hâlâ konuşuluyor mu, hâlâ işe yarıyor mu?
Çelik Gülersoy’un 1977–1980’de attığı adımlar:
- Bugün hâlâ referans alınmakta,
- Hâlâ örnek gösterilmekte,
- Hâlâ “keşke çoğalsaydı” denilmektedir.
Bu da şunu gösterir:
O, dönemini değil; dönemler üstü bir ihtiyacı
görmüştür.
Sonuç: Anarşi İçinde Medeniyet Aklı
Vizyoner bakışla net bir hüküm kurulabilir:
Çelik Gülersoy, 1977–1980 anarşi döneminde
İstanbul’da, devletin ve toplumun göremediği bir boşluğu doldurmuş; şiddetin
hüküm sürdüğü bir zamanda,
estetik, tarih ve bilinçle direnmiştir.
Bu nedenle onun yaptığı işler:
- Sadece kültürel faaliyet değil,
- Sessiz ama derin bir uygarlık hamlesidir.
İsterseniz bir sonraki adımda:
- Bu dönemdeki faaliyetlerini tek tek “vizyon
ilkeleri”ne ayırabilir,
- Ya da Atatürk’ün kültür anlayışıyla kurduğu
bilinçli paralelliği birlikte irdeleyebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder